ÖĞRETMENLERİMİZDEN GELEN DOKÜMANLAR.
                 NEJDET BOZKURT' TAN GELEN DÖKÜMANLAR
EDEBİYAT ÖĞRETMENİ: NEJDET BOZKURT' TAN  SEVGİ ÇİÇEKLERİM ŞİİRİ

 

                                        SEVGİ ÇİÇEKLERİM

Biz topraktan,ateşten,sudan,demirden döktük!

         Güneşi emziriyor çocuklarımıza,

         Toprak kokuyor sınıflarımız.

          Neş’emiz sıcak!

         Kan kadar sıcak,

         Kızıl bir meş’ale gibi yanıyor:

         Esmer alınlarında...

                Öğretmenler gününde,

               Ben de söyledim o türküyü!

              Altın yeleli aslanların ağzını yırtarak,

              Gerindik!

              Sıçradık;

              Öğretmenim biz senin,

              Kır çiçeklerin.

          Çırpınıyor ışıkta yaldızlanan kanatların,

         Şefkat yumağı kalbin,

         Sıcacık bakışların,

         Isıtıyor yüreğimizi.

                Kendi yüreğinin kabuğunda yaşayanlar!

              Biz çocuklar!

              Şu güneşten düşen,

              Ateşe fırlat;

             Yüreğini yüreklerimizin,

             Yanına at!

             Güneşi içiyoruz sesinde!

                Coşuyoruz,

               Yangınlı ufukların dumanlı perdesinde.                        

          Kırlarda çocuk bakışlarını,

         Kanlı gelincikler gibi koparıp,

         X-Y düzleminde uzanıp,

         Elementler içerisinden geçip,

         Özne-yüklem deyip,

         Seni aradım;

         Hep bu bilmecenin içerisinde...

               Biz çocuklar,

               Hep bir ağızdan türkü söyleyip,

               Tarihsel,sosyal,ekonomik derslerin,

              O dediğin bilgilerin,

              Önünde kafamızla eğiliriz.

              Ama bu çiçek,

              O,bu dilden anlamaz pek.

              Ve teker teker ,

              Bir bir diziliriz:

             Kışın soğuğunda,

             Yazın sıcağında.

         Annem kadar sıcak,

         Suyun akışında kıvranacak,

         Tarih sayfalarında hüzme hüzme bal akıtacak,

         Sen biricik öğretmenim!

         24 Kasım bir sevinç bayramı,

         Yılın 365 gününde hiç solmasın,hiç bitmesin...

               Bir çocuksam,

             Kucaksız,

            Oyuncaksız,

            Hep senin sevgine muhtacız....                            

                 Gün bugündür deyip,

                Seni sevdim,hiç dinmeden,

                Mutlu,kutlu olsun senin,

                Hiç tükenmesin:

                 “SEVGİ ÇİÇEKLERİN”                               

                                                                         Nejdet BOZKURT

                                                                        Edebiyat Öğretmeni

EDEBİYAT ÖĞRETMENİ: NEJDET BOZKURT' TAN

BAYRAK ŞİİRİ

                         BAYRAK

Gökyüzünün maviliğinde dalgalanan,

Gönüllerde bir alev gibi yanan,

Türk bayrağıdır Anadolu’nun bağrına konan.

 

Bir süzülüştür yükselen,

İstiklal Marşı’nın hisleriyle ürperen,

Türk milleti onu okudukça şahlanan,

Ay yıldızlı bayrağım,gençliğimin ufkunda beliren.

 

Kalemin ucundaki motif,

Kız kardeşimin elindeki gergef,

Vatan toprağı ona sedef,

Orduma onu korumak olmuştur hedef.

 

 Çocuklarımız her hafta onu okur,

Gençlerimiz beyinlerine onu dokur,

Sporcularımızın göğsündeki skor,

Bayrağımız,Kurtuluş Savaşımızın simgesidir.

 

Dağlarımdaki böcek,

Kırlarımdaki çiçek,

Yurdun dört bir tarafında insanım gezecek,

Her köyde veya kasabada ay-yıldızı dikecek.

 

Bir şairin dilinden dökülecek,

Mehmet’im şehit olmak için ölecek,

Yeni doğan çocuk istiklal gölgesinde gülecek,

Bayrağımın rengi kader yazgısı gibi yüzlerimize çizilecek.

                                                            Nejdet BOZKURT

                                                                        Edebiyat Öğretmeni

 

EDEBİYAT ÖĞRETMENİ: NEJDET BOZKURT' TAN

ÇANAKKALE GEÇİLMEZ!

ÇANAKKALE GEÇİLMEZ!

      Susun dünya, susun düşmanlarımız, konuşun yiğitlerimiz!Bir  boğaz harbi ki dünyada bir benzeri görülmemişti.Bütün dünya milletleri kum gibi kaynıyordu.Tufan gibi üzerimize yığılmışlardı.Ta uzaklardan gelmişlerdi.Vahşetler yaşatmak için meydanlara dökülmüşlerdi.Öyle bir bela üzerimizde vardı ki onu tarif etmeye ne yazarların kalemi ne de ressamların fırçası kifayet ederdi.Yirminci asrın bilinmez ve görünmez yamyamca hisleri bu boğazda kaynamıştı.Medeniyet denilen kahpe ve yüzsüz bu vadide ulumaya başlamıştı.

        Ordumuzun ufkunda kara bulutlar belirlemeye başlamıştı ki on şiddetinde deprem oluyormuş gibi yer ve gök yarılıyordu. Yerin altında volkanlar, yerin üstünde yıldırımlar şimşekler yükselip ve inmekteydi. Müthiş bir yangın var: Alevleri göklere yükselmekte içinde evladım yanıyor.Onu kurtarmak için biri beni kösteklemek istemiş de ne ehemmiyeti var.O aslan neferin göğsünde parçalanıyor:bombalar,şimşekler, mermiler…

     Gökler ölüm indirmede, yerler ölü püskürmede… İnsanların vücutları parçalanmış, her bir parçası bir vadiye savrulmuş. Bir avuç toprağı sıksan ya şehit fışkıracak ya da şehit kanı…Öyle müthiş ki: Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler.

     Bir top sesi geliyor: Varna’dan mı, Kosova’dan mı, Malazgirt’ten mi yoksa Tunus’tan mı?O yiğitler,o cengaverler!Kana kana ölüm şerbetini içmişler kimi on yedisinde kimi yirmisinde…Düğün gecesine gider gibi güle oynaya cepheye koşuyorlar.Vatanın hare hare olmuş hudutlarında vuruşuyorlar.Ezan susmasın, bayrak inmesin yad-ı Mevla semadan silinmesin diye tek gönül,tek vücut,tek iman ve tek ruh Çanakkale’de atıyor. Namus,şeref ve haysiyet göğsünde çarpıyor.Konuşan yalnızca hakikat.Pervasızca kükremede o aslan neferler…Bilmem hangi tarih sayfasını kapayıp, bir başka tarih sayfasını yazmada…

     Hayin İngiliz milleti ve onun mimsiz medeniyeti ve birkaç çapulcu millet, vücudumuza olmuşlardı illet,kıtalardan, çok uzaklardan gelmişler çektirmek istiyorlar bizlere zillet.

    Zulmün topu var, tüfengi var, kal’ası varsa;Hakk’ın da bükülmez kolu,dönmez yüzü var.

Düşmana eğilmeyen başlar,Rabbi için iki büklüm secdeye kapanan o pak alınlar.Bir avuç toprak için toprağa düşmüş asker,tertemiz alnından vurulmuş uzanıp yatıyor.Ya İlahi ve ya Rabbi!Bir hilal uğruna ne güneşler batıyor.O yiğitlerin dedeleri Fatihler, Yavuzlar,Selahaddinler, Kılıç Aslanlar değil mi?Yürekleri iman dolu o civanlar değil mi?Elbet de onlardı:Ezel canibinden gelip ebed canibine giden…

     Kınalı kuzular,Bedr’in aslanları,şanlı neferat bu şavaşta tarihin altınla yad ettiği sayfalara sığmaz olmuştu.Yeni bir çığır açmışlardı.Onun adı:ÇANAKKALE idi.Nene Hatunlar,Seyit Onbaşılar,Sütçü İmamlar,Kubilaylar,Mustafa Kemaller bu mübarek toprağın yoğurduğu biricik ve güzide evlatlarıydı.

     İslamı kuşatan ve boğan hüsran o aslan neferin göğsünde kırılıp, parçalandı.Onun ruhu bütün asırlara gömülse taşacaktı.Heyhat!Onun ruhu dünyaya sığmaz belki kainata sığmazdı;ancak onun ruhunu ebediyetler memnun ve mesrur ederdi.Böyle kutsilerin sevgisini,yiğitliklerini bir mezar taşı taşıyamazdı.O ulvi gayelerini;ancak maneviyat dünyasının sevgili sultanı Hz. Muhammet onları kucaklarsa tatmin olunurlardı.Çünkü onlar şehitti.Makamları yüksekti.Şad olsun ruhları…

     Aziz Gençler! Çanakkale Destanı şanlı dedelerimiz tarafından elmas kalemle tarih sayfalarına yazıldı. Onlar sorumluklarını yerine getirdiler. Eşele bir yerleri örten karı, ot değil onlar dedenin saçları, dinleyin rüzgarı, onlar şehit sesleridir.Düşün binlerce kefensiz yatanı sen şehit oğlusun incitme yazıktır atanı.Bu söylenenlerden ders çıkarmamız gerekiyor.Söylenenler ninni değil.Kökü mazide olan siz geleceğin nesilleri!

    Çanakkale’deki düşmanlarımız teknikte, teknolojide bizleri fersah fersah geçtiler; bizler onları yakalamak için çok çalışmamız gerekiyor hem de çok…Beş yüz senedir uyuduk.Yeter! Artık uyanmanın zamanı geldi ve geçiyor. Mücadele etmeliyiz: teknikte, teknolojide, fende, matematikte…Onlar Ay’a çıka dursun biz Güneşe çıkmalıyız.

    Her alanda dünya devletleriyle yarışmalıyız. Savaş değil, dünyaya sevgi tohumunu ekmeliyiz. İnsanlığa umut olmalıyız. Okuyup, düşünüp,çalışmalıyız.Kahve köşelerinde değil,kütüphane köşelerinde gezmeliyiz. “Sen çalış, ben yiyeyim” değil, “Ben tok olduktan sonra başkası açlıktan ölse bana ne” değil! Kimin himmeti milleti ise o tek başına bir millettir. “Ben” değil, “biz” anlayışı egemen olmalı benliğimize. Bir elin nesi var, iki elin sesi var. Hizmette ileri, ücrette geri olmalıyız. Bir vücudun azaları gibi olmalıyız. Vatan,millet için arkamıza bakmadan  “ben” varım deyip,çalışmalıyız,çalışmalıyız,çalışmalıyız;o zaman aziz şehitlerimizin ruhları şad olur.

                                                                         Nejdet BOZKURT

                                                                        Edebiyat Öğretmeni

   
   

 

 

 

 

 

 
 

ana