SEVGİ ÇİÇEKLERİM
Biz topraktan,ateşten,sudan,demirden
döktük!
Güneşi emziriyor çocuklarımıza,
Toprak kokuyor sınıflarımız.
Neş’emiz sıcak!
Kan kadar sıcak,
Kızıl bir meş’ale gibi yanıyor:
Esmer alınlarında...
Öğretmenler gününde,
Ben de söyledim o türküyü!
Altın yeleli aslanların ağzını yırtarak,
Gerindik!
Sıçradık;
Öğretmenim biz senin,
Kır çiçeklerin.
Çırpınıyor ışıkta yaldızlanan
kanatların,
Şefkat yumağı kalbin,
Sıcacık bakışların,
Isıtıyor yüreğimizi.
Kendi yüreğinin kabuğunda yaşayanlar!
Biz çocuklar!
Şu
güneşten düşen,
Ateşe fırlat;
Yüreğini
yüreklerimizin,
Yanına
at!
Güneşi içiyoruz sesinde!
Coşuyoruz,
Yangınlı ufukların dumanlı perdesinde.
Kırlarda çocuk bakışlarını,
Kanlı gelincikler gibi koparıp,
X-Y düzleminde uzanıp,
Elementler içerisinden geçip,
Özne-yüklem deyip,
Seni aradım;
Hep bu bilmecenin içerisinde...
Biz
çocuklar,
Hep bir ağızdan türkü söyleyip,
Tarihsel,sosyal,ekonomik derslerin,
O
dediğin bilgilerin,
Önünde kafamızla eğiliriz.
Ama bu
çiçek,
O,bu dilden anlamaz pek.
Ve
teker teker ,
Bir bir diziliriz:
Kışın
soğuğunda,
Yazın
sıcağında.
Annem kadar sıcak,
Suyun akışında kıvranacak,
Tarih sayfalarında hüzme hüzme
bal akıtacak,
Sen biricik öğretmenim!
24 Kasım bir sevinç bayramı,
Yılın 365 gününde hiç
solmasın,hiç bitmesin...
Bir
çocuksam,
Kucaksız,
Oyuncaksız,
Hep senin sevgine
muhtacız....
Gün bugündür deyip,
Seni sevdim,hiç dinmeden,
Mutlu,kutlu olsun senin,
Hiç tükenmesin:
“SEVGİ ÇİÇEKLERİN”
Nejdet BOZKURT
Edebiyat Öğretmeni
|
|
BAYRAK
Gökyüzünün
maviliğinde dalgalanan,
Gönüllerde bir
alev gibi yanan,
Türk bayrağıdır
Anadolu’nun bağrına konan.
Bir süzülüştür
yükselen,
İstiklal
Marşı’nın hisleriyle ürperen,
Türk milleti onu
okudukça şahlanan,
Ay yıldızlı
bayrağım,gençliğimin ufkunda beliren.
Kalemin ucundaki
motif,
Kız kardeşimin
elindeki gergef,
Vatan toprağı ona
sedef,
Orduma onu
korumak olmuştur hedef.
Çocuklarımız her
hafta onu okur,
Gençlerimiz
beyinlerine onu dokur,
Sporcularımızın
göğsündeki skor,
Bayrağımız,Kurtuluş Savaşımızın simgesidir.
Dağlarımdaki
böcek,
Kırlarımdaki
çiçek,
Yurdun dört bir
tarafında insanım gezecek,
Her köyde veya
kasabada ay-yıldızı dikecek.
Bir şairin
dilinden dökülecek,
Mehmet’im şehit
olmak için ölecek,
Yeni doğan çocuk
istiklal gölgesinde gülecek,
Bayrağımın rengi
kader yazgısı gibi yüzlerimize çizilecek.
Nejdet BOZKURT
Edebiyat Öğretmeni
|
|
ÇANAKKALE GEÇİLMEZ!
Susun dünya,
susun düşmanlarımız, konuşun yiğitlerimiz!Bir boğaz harbi ki dünyada
bir benzeri görülmemişti.Bütün dünya milletleri kum gibi
kaynıyordu.Tufan gibi üzerimize yığılmışlardı.Ta uzaklardan
gelmişlerdi.Vahşetler yaşatmak için meydanlara dökülmüşlerdi.Öyle bir
bela üzerimizde vardı ki onu tarif etmeye ne yazarların kalemi ne de
ressamların fırçası kifayet ederdi.Yirminci asrın bilinmez ve görünmez
yamyamca hisleri bu boğazda kaynamıştı.Medeniyet denilen kahpe ve yüzsüz
bu vadide ulumaya başlamıştı.
Ordumuzun ufkunda
kara bulutlar belirlemeye başlamıştı ki on şiddetinde deprem oluyormuş
gibi yer ve gök yarılıyordu. Yerin altında volkanlar, yerin üstünde
yıldırımlar şimşekler yükselip ve inmekteydi. Müthiş bir yangın var:
Alevleri göklere yükselmekte içinde evladım yanıyor.Onu kurtarmak için
biri beni kösteklemek istemiş de ne ehemmiyeti var.O aslan neferin
göğsünde parçalanıyor:bombalar,şimşekler, mermiler…
Gökler ölüm indirmede, yerler ölü püskürmede… İnsanların vücutları
parçalanmış, her bir parçası bir vadiye savrulmuş. Bir avuç toprağı
sıksan ya şehit fışkıracak ya da şehit kanı…Öyle müthiş ki: Kahraman
orduyu seyret ki bu tehdide güler.
Bir top sesi geliyor:
Varna’dan mı, Kosova’dan mı, Malazgirt’ten mi yoksa Tunus’tan mı?O
yiğitler,o cengaverler!Kana kana ölüm şerbetini içmişler kimi on
yedisinde kimi yirmisinde…Düğün gecesine gider gibi güle oynaya cepheye
koşuyorlar.Vatanın hare hare olmuş hudutlarında vuruşuyorlar.Ezan
susmasın, bayrak inmesin yad-ı Mevla semadan silinmesin diye tek
gönül,tek vücut,tek iman ve tek ruh Çanakkale’de atıyor. Namus,şeref ve
haysiyet göğsünde çarpıyor.Konuşan yalnızca hakikat.Pervasızca kükremede
o aslan neferler…Bilmem hangi tarih sayfasını kapayıp, bir başka tarih
sayfasını yazmada…
Hayin İngiliz milleti
ve onun mimsiz medeniyeti ve birkaç çapulcu millet, vücudumuza
olmuşlardı illet,kıtalardan, çok uzaklardan gelmişler çektirmek
istiyorlar bizlere zillet.
Zulmün
topu var, tüfengi var, kal’ası varsa;Hakk’ın da bükülmez kolu,dönmez
yüzü var.
Düşmana eğilmeyen
başlar,Rabbi için iki büklüm secdeye kapanan o pak alınlar.Bir avuç
toprak için toprağa düşmüş asker,tertemiz alnından vurulmuş uzanıp
yatıyor.Ya İlahi ve ya Rabbi!Bir hilal uğruna ne güneşler batıyor.O
yiğitlerin dedeleri Fatihler, Yavuzlar,Selahaddinler, Kılıç Aslanlar
değil mi?Yürekleri iman dolu o civanlar değil mi?Elbet de onlardı:Ezel
canibinden gelip ebed canibine giden…
Kınalı kuzular,Bedr’in
aslanları,şanlı neferat bu şavaşta tarihin altınla yad ettiği sayfalara
sığmaz olmuştu.Yeni bir çığır açmışlardı.Onun adı:ÇANAKKALE idi.Nene
Hatunlar,Seyit Onbaşılar,Sütçü İmamlar,Kubilaylar,Mustafa Kemaller bu
mübarek toprağın yoğurduğu biricik ve güzide evlatlarıydı.
İslamı kuşatan ve
boğan hüsran o aslan neferin göğsünde kırılıp, parçalandı.Onun ruhu
bütün asırlara gömülse taşacaktı.Heyhat!Onun ruhu dünyaya sığmaz belki
kainata sığmazdı;ancak onun ruhunu ebediyetler memnun ve mesrur
ederdi.Böyle kutsilerin sevgisini,yiğitliklerini bir mezar taşı
taşıyamazdı.O ulvi gayelerini;ancak maneviyat dünyasının sevgili sultanı
Hz. Muhammet onları kucaklarsa tatmin olunurlardı.Çünkü onlar
şehitti.Makamları yüksekti.Şad olsun ruhları…
Aziz Gençler!
Çanakkale Destanı şanlı dedelerimiz tarafından elmas kalemle tarih
sayfalarına yazıldı. Onlar sorumluklarını yerine getirdiler. Eşele bir
yerleri örten karı, ot değil onlar dedenin saçları, dinleyin rüzgarı,
onlar şehit sesleridir.Düşün binlerce kefensiz yatanı sen şehit oğlusun
incitme yazıktır atanı.Bu söylenenlerden ders çıkarmamız
gerekiyor.Söylenenler ninni değil.Kökü mazide olan siz geleceğin
nesilleri!
Çanakkale’deki düşmanlarımız teknikte, teknolojide bizleri fersah fersah
geçtiler; bizler onları yakalamak için çok çalışmamız gerekiyor hem de
çok…Beş yüz senedir uyuduk.Yeter! Artık uyanmanın zamanı geldi ve
geçiyor. Mücadele etmeliyiz: teknikte, teknolojide, fende,
matematikte…Onlar Ay’a çıka dursun biz Güneşe çıkmalıyız.
Her
alanda dünya devletleriyle yarışmalıyız. Savaş değil, dünyaya sevgi
tohumunu ekmeliyiz. İnsanlığa umut olmalıyız. Okuyup,
düşünüp,çalışmalıyız.Kahve köşelerinde değil,kütüphane köşelerinde
gezmeliyiz. “Sen çalış, ben yiyeyim” değil, “Ben tok olduktan sonra
başkası açlıktan ölse bana ne” değil! Kimin himmeti milleti ise o tek
başına bir millettir. “Ben” değil, “biz” anlayışı egemen olmalı
benliğimize. Bir elin nesi var, iki elin sesi var. Hizmette ileri,
ücrette geri olmalıyız. Bir vücudun azaları gibi olmalıyız. Vatan,millet
için arkamıza bakmadan “ben” varım
deyip,çalışmalıyız,çalışmalıyız,çalışmalıyız;o zaman aziz şehitlerimizin
ruhları şad olur.
Nejdet BOZKURT
Edebiyat Öğretmeni |